Din Analizi

"Bir adamın büyü dediği şey, diğer adamın tekniğinden ibarettir." -Robert Heinlein

Moderatör: Co-Moderatör

Kullanıcı avatarı
Kai
1. Nesil
Mesajlar: 58
Kayıt: 18 Mar 2018, 16:27

#1

Okunmamış mesaj

Din demek sistem demektir ve insanlık var olduğundan beri var olmuştur. Gerek tanrının ilk elçiden başlayıp son elçiye kadar elçiler aracılığıyla insanlara bildirdiği hak din, gerek insanın içindeki tanrıyı arayış, bir şeylere tapma arzusunun dışa vurumu olarak hak dinin çarpıtıldığı veya tamamen hayal ürünü şeylerden oluşturulan dinler insan var olduğu sürece var olmuştur. İnsanın olduğu yerde din olur çünkü denildiği gibi insanın bir dine bağlanmaya ve tanrıyı aramaya dair içsel bir eğilimi vardır. Bazı ateizler bunu dinleri veya tanrının varlığını çürüten bir argüman olarak kullanıyor ama saçma. Çünkü birincisi insanın bu konulara dair eğilimi olması bize bu konunun hak veya batıl oluşuna dair bir ölçü olamaz, bir şeyin hak veya batıl olduğuna bakmak için o şeyin kendisini incelemek gerekir. İkincisi bu eğilimleri tanrının insana koymuş olması mümkün, zaten kurandan benim anladığım da bu –rum suresi 30. ayet ve fussilet suresi 53. ayet örnek verilebilir-. Öncelikle biraz batıl dinlere göz gezdirdiğimizde bazı dinlerde tanrının indirdiği tek tanrılı dinle aralarında bazı bağlantılar olduğu görülebiliyor, bunun sebebi de insanların bir şekilde saf haldeki vahyi çarpıtma, birilerini ilahlaştırma, boş noktaları fantezileriyle doldurma, siyasi çıkarlar için kullanma eğilimleri falan olabilir. Örneğin elçi İsa tanrının elçisidir ve kavmine tek tanrılı tevhid dinini anlatmıştır, fakat ölümünün üzerinden çok da uzun bir süre geçmeden hem insanların kut sahibi birini ilahlaştırma/putlaştırma eğilimi hem de hristiyanlık roma’da devlet dini olduktan sonra roma’nın darmadağın olmuş mezhepleri bir noktada toplama amacıyla ortaya koyduğu akideler gibi bok yemeleriyle günümüzdeki hristiyanlık ortaya çıkmıştır. Ya da mesela mağara arkadaşları olayında insanlar fanteziler uydurup boşlukları doldurmaya çalışmış, işte yok onların sayısı şu kadardır bu kadardır gibi kuruntular ortaya atmışlardır. Veya mekkeli müşrikler tek tanrıyı kabul etmekle birlikte onun yanına çeşitli antik medeniyetlerin dinlerinden esinlendikleri veya kendileri uydurdukları uydurma tanrılarını koymuşlardır. Bazı batıl dinlerde de çevrelerinde gördükleri büyük/etkileyici ya da korkutucu olduğunu düşündükleri şeylere tanrısallık atfetmeler olmuştur mesela mısırlıların hipopotamı, aslanı, ineği tanrılaştırmaları ya da işte bazı kavimlerin güneşe tapmaları falan gibi. Bu dinlerden bazılarında ölümden sonra hayat yoktur, bazılarında ölümden sonra hesap veya öldükten sonra çeşitli mücadele senaryoları vardır yok öldükten sonra birileriyle kapışacağı için ölüyü mızrakla gömüyorlar falan –fakat çoğunda da senaryo genelde mutlu sonla bitiyor çünkü hangi insan kendinin kötü olduğunu iddia ediyor, kendine eleştiri getirebiliyor ki. Bu da mesela aslında insanların hayallerde yaşamasına, kendini kandırmasına dair çok güzel bir örnek-. Bu batıl dinlerin pek çoğunda birbirlerinden etkileşimler vardır tamamen diğerlerinden kopuk olanlar çok daha az, mesela eski bir kavimdeki tanrılarının adı diğer bir kavme adı biraz daha değişime uğrayarak fakat aynı fiziksel özellikleriyle geçmiş falan. Şimdi aslında burda da tüm dinlerin kökeni sümer mq saçmalığının önüne geçmek lazım, tanrının indirdiği dinin çeşitli masallarla karışıp sümerlerde, eski medeniyetlerde falan görülmesinden daha doğal ne olabilir ki, zaten az önce buna benzer örneklere değindim.

Şimdi yavaş yavaş hak dine gelmek lazım. Bu din insan var olduğundan veya akledebilen insan var olduğundan beri tanrı tarafından seçtiği elçiler vasıtasıyla insanlara aktarılmıştır. Elçi Yunus kavmi gibi bazı istisnalar dışında neredeyse çoğu kavim inanmamış, bir çoğu elçilere gerek sözleriyle her dönem benzer vızzıklamaları tekrarlayarak, gerek fiziksel olarak zulmetmiş ve hakikatten yüz çevirmişler. Elçiler çoğunlukla azınlık tarafta olup, sadece tanrıya dayanıp varolan kötü sisteme isyan etmiş ve ışık yakma çabasında olmuştur. Bazen alay edilmiş, bazen elçilerin çevresine insanlar toplandıkça onlar kovuşturulmaya çalışılmış, onlara karşı ciddi bir mücadele verilmiş. Belli bir döneme kadar pek çok kavim iman etmedikleri, gerçeği gizledikleri, nankörlük ettikleri ve elçilere zulmettikleri için helak edilmiş –tabiki kurunun yanında yaş da yanmadan. Yani bir kavim inanmadı ve zulmetti diye o kavimdeki inanan ve hayra yönelik ameller işleyen kişi helak edilecek değil-. Son olarak kutlu elçi muhammed’in tanrı tarafından seçilip insanlara onun aracılığıyla vahiylerini aktarmasıyla –kuran- din tamamlandı ve öldükten sonra tanrının vahiylerinden oluşan kurandan hesaba çekilecekleri insanlara kuranda bildirildi. Bu dinin kaynağı kuran olduğuna göre kurandan bahsetmek lazım. Kuran barındırdığı emir ve yasakları belirten anayasal hükümlerden ve insanın ilmini ve imanını artırmaya yönelik düşündürücü ayetlerden oluşan; her bakışta insana yeni şeyler öğreten, ilmen insanı keskinleştiren ve öğütleriyle yasaklarıyla insanın sapmasını önleyen muazzam bir kitap. Verdiği öğütlerin, koyduğu yasakların, yaptığı uyarıların ve anlattığı hayata dair hakikatlerin hata yapabilen yanılabilen bir varlık olan insandan değil de hatasız ve ilmi sonsuz tanrıdan gelişi kuranı hakikat olan her bilginin temeli yapan bir mevzu ve aynı zamanda doğru olduğu kesin bu bilgilerin elinde olması çok ciddi bir yardım. Yani aslında metin2 ye başlarken +9 zırh silah verilerek başlamaya benziyor biraz. Kuranın varlığı, yani tanrının var oluşu ve söyledikleriyle neyin doğru neyin yanlış olduğunu bildirişi objektif ahlakı temellendirmenin tek yolu. Diğer türlü objektif ahlakı temellendirme çabalarının tamamı keyfiyetten ibaret. Bu da aslında çok büyük bir olay. Yani temellendirmeyi bahsettiğimiz şekilde yapmayanların gidip şu objektif bir şekilde ahlaklı şu ahlaksızdır demeleri temelsiz tamamen. İslam ayni zamanda cennet ve cehennemin varlığı ve buralara gideceklerin tamamen hakettiklerine göre gidecekleri anlayışıyla örneğin bu dünyada büyük zulümler yapmış birinin de hayatını tanrıya iman etmiş ve iyi işler yaparak geçirmiş birinin de aynı yere gitmeyeceğini söylemesiyle insanların bu düzende bir anlam bulmasını sağlar.

İslam barış demektir ve bu dinin stratejik amacı barıştır. Tek tanrıya iman etmek ön koşuluyla birlikte İslamın sunduğu yol kendini ıslah etmek/arındırmak ve barışa yönelik iş yapmakla kendini cehennem azabından kurtarmak üzerine -a'la 14 fussilet 8 ve daha pek çok ayet var-. Bu yolda herkes hayat şartlarının ona verdikleriyle potansiyeli elverdiğince bir şeyler yapmakla yükümlü. İslamda en çok öğütlenen şeylerden ikisi salatı ikame etmek ve zekat vermek. Bunların üzerinde çok durulduğunu, bunların çok temel olduğunu söyleyebiliriz. Mesela bunların arınmayla ilişkisi kuruluyor kuranda, ya da salatın kötülüklerden alıkoyacağı söyleniyor –leyl 18, ankebut 45-. Aslında bunların neden bu kadar önemli olduğunu destek olma/salat etme sonucu yetişen başlık ehline bakarak az buçuk anlayabiliriz, maddi açıdan da yardımda bulunmanın, malında ihtiyaç sahibinin hakkının da bulunduğunun farkında olmanın toplumsal açıdan nasıl bir refah getireceğini söylemeye gerek yok. Salat ve zekatın, bunların yanında her şeyin üzerine inşa edildiği akletmenin defalarca tekrarlanması, boş kalındığında yeni bir işe koyulmanın emredilmesi gibi şeyler aslında bu din güzelce içselleştirildiği takdirde nasıl ürünler yeşerebileceğine dair çok güzel işaretler.

İslam yönetimde karar alınırken danışmayı emreder –şura 38- ki bu ne kadar önemlidir defalarca anlatıldı çünkü insan yanılır hata yapar. Bir liderin yanında akıl sahibi bir merkezin toplanması oldukça önemli. Aynı şekilde islam akletmeyle paralel biçimde bilmeden etmeden dinlemeden hareket etmenin karşısında durur, mesela biri size haber getirdiğinde iyice araştırın ayeti veya müminler sözü dinler en güzeline uyarlar ayeti ya da birine bir itham varsa atlayıp konuşmadan önce dikkatle incelemeye dair bir ayet -hucurat 6, zümer 18, nur 11 ve 15 arası. Bu nur 11 ve 15 arası ve zandan çok sakınmaya dair ayetler de toplumsal huzur açısından, iftiranın yayılmaması açısından oldukça önemli.- Bunun yanında islam gütmenin tam karşısında durur cahilleri gütmektense yüz çevirmeyi emreder –araf 199- ve iman edenlere de bizi güt demeyin bize bak, bizi gözet diyin şeklinde –raina unzurna olayı bakara 104- öğütler. Yani aslında kimseyi gütmeyi çalışmayan, akleder ve anlarsan kendine iyilik etmiş olursun diyen bir din bu açıdan. Zaten insanlar içinde böyle bir yanılgı da var sanki kuran insanları ikna etmek için gönderilmiş gibi. Tam aksine inanmayanlara cevapları genelde iman edenin imanını ve inkar edenin inkarını artıracak türden olan, emaneti üstlenen sana merhamet etmek için gönderilmiş ve anlarsan ve itaat edersen kendine iyilik etmiş olursun, itaat etmezsen de sonuçlarıyla yüzleşirsin kitabı kuran. Bunlara ek olarak da kuranda insanların çoğunluğuna uymanın pek de iyi bir şey olmadığına, insanların çoğuna uyarsan seni saptıracaklarına dair uyarılar da var –enam 116 gibi-. Zaten islamda bireysellik ön plandadır, senin dinin kurallarına uymanın, desteği ayakta tutup insanlara yardım etmenin barış için çabalamanın sebebi kendini cehennem azabından kurtarma menfaatindir; aynı zamanda kuran toplumdaki değişimin zaten bireysel bazda insanlar içlerinde olanı değiştirince geleceğini söyler –rad 11-. Bu arada kendini kurtarma menfaatindir diyince bu kötü bir şey zannedilebilir. Halbuki insanın yaptığı her şeyin altında çıkar olmak zorundadır, insan yaratılış gereği böyle bir varlıktır. Bu iyi veya kötü değildir, yalnızca var olan şeydir. Bu çıkar iyiye de kötüye de kanalize edilebilir. Yani aslında öğretide menfaatçi olmalarına sövdüğümüz betaların menfaatleri kendi sırtlanca açlıklarından doğan menfaatlerdir. Yoksa insanın her yaptığının altında bir çıkar olması zorunluluğu ile hastalıklardan doğan menfaatler farklı şeylerdir.

Bu dinde öğütlenen yalnızca kendinden olanları, iman edenleri dost edinmek, bunun sebeplerinden biri de ali imran 118 de belirtiliyor. Hayata baktığımızda da zaten bunu gözlemleyebiliyoruz, özellikle de başlıkla insana dair anlayışı, sosyal zekası gelişmiş olan ve kimin ne olduğunu daha net görebilen bizler bunu daha net görüyoruz. Fakat din konusunda sizinle savaşmayan veya sizi yurdunuzdan çıkarmaya çalışmayanlara iyi ve adil davranmanın da bir sorun olmadığı söyleniyor –mümtehine 8-. Genel olarak adalet üzerinde çok duruluyor ve önemseniyor. Örneğin bir topluluğa olan kinin sizi aşırıya itmemesi ve adaletli olunması emrediliyor –maide 8-, pek çok ayette de adil olunması emrediliyor, mesela elçi ve aynı zamanda yönetici olan Davud a geçici dünya hevesine uymayıp adaletle hükmetmesi söyleniyor kuranda –sad 26-. Savaş konusunda da bazı kısıtlamalar getiriliyor, kurallar koyuluyor. Yalnızca savunma ve bozgunu önleme amaçlı savaşa izin veriliyor, size saldırana saldırdığı ölçü ve seviyede cevap verilmesi söyleniyor. Aslında duygusal açıdan seni etkileyen tüm arzu isteklere ve travmalara rağmen senin bunlara üstün gelmeni ve merkezi hedef olarak adaleti esas almanı ve sınırlara uymanı emrediyor. Savaş konusunda aklıma şu geldi, jordan peterson diyordu ki elçi muhammed in aynı zamanda bir komutan olmasına anlam veremiyorum şeklinde. Halbuki cevap çok açık, adalet altın tepside sunulmaz, sike sike alınır. Güç yeşertmeden ve bu güçle bozgunu engellemeden, götünden anlayan veya işine gelmediğinden saldıranlarla mücadele etmeden, elinde güçle adaletle hükmetmeden bir şeyler yapmaya çabalarsan elinde güç olanlar seni tarumar ederler, adalet ve barış da ancak hayal olarak kalır. Yani savaş olmadan barış olmaz. Aslında bu saydiklarim ve daha önce saydıklarım islamın ne kadar realist olduğunu ve hayata oturduğunu ortaya koyuyor az önce de söylediğim gibi ki tanrıdan gelen bir din elbette böyle olacaktı -tabi ki bu dinin tanrıdan geldiğine dair bir işarettir ama çok daha büyük deliller var şimdi tek tek saymaya gerek yok bunları yazının akışı bozulmasın, dileyen kuran araştırmaları grubu 0hakikat0 gibi kanallara bakabilir önceden de söylendiği gibi. Bu arada 0hakikat0 şuanda murat kökten ismiyle video atıyor youtube da laf arasında onu da söylemiş olayım-.

İslamda aynı zamanda imtihan olayı vardır. İnsan hayırla da şerle de sınanır. Bu durumlarda verdiği reaksiyonlar, yaptığı şeyler insanın içindekini ortaya çıkarır. Mesela mallarda eksiltmeyle imtihan edilince birisi bu durumda ne yapıyor, isyan mı ediyor sabrediyor mu. Veya savaş gibi bir zorluk geldi, kaçmaya bahane mi arıyor yoksa duruma itaat mi ediyor. Ya da eline büyük bir nimet verildi, şımarıyor mu teşekkür mü ediyor. Bu gibi şeyler insan benliğindeki hastalıkların ifşa olmasını sağlayan şartlar. İnsanın yapması gereken kendini iyileştirip imtihanlara hazırlıklı olmak. Zaten baktığımızda hayat imtihanlarla oradan oraya sürüklenirken bu şartlarda elinden gelenin en iyisini yapmaya çalışmaktan, kendini iyileştirmeye çalışmaktan ibaret.